11 ay önce
11 ay önce

Tarık Buğra Küçük Ağa Kitap Özeti

Küçük Ağa Ana Fikri ve konusu

Vatan ve ulus sevgisi , bağımsızlık duygusu, Kurtuluş harbinin ufak sevimli bir kasaba’ dan görünüşünü kaleme almıştır yazarımız. Konu olarak  birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski kuvvetini,heybetini kaybetmeye başlamış,diğer Saldırılar ve işgallerle zayıf hale düşmüştür.Kitapta kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.

Küçük Ağa  Özeti

Dünya Savaşı adeta sona ermiş olmakla birlikte , Osmanlı Devleti üstünde oluşturduğu etkiler bütün kuvvetiyle devam emektedir.Savaş ardından bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür.Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.Bu erlerden biri de Salih isimli Akşehirli bir askerdir.Memleketine döndüğünde kaybettiği kolunun acısıyla birlikte , ülkenin halini daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Önceleri arkadaş olarak yaşam sürdüren Rumlar ve kendi halkı şimdi birbirinden soğumuştur.Salih’in içten arkadaşu olan Niko da bir Rum dur ve gelişmelerden o da etkilenmiştir.Yavaş yavaş Yunan ve İngiliz ordularının işgal haberleri gelmekte ve iki halkın birbirine olan düşmanlığı artmaktadır.Salih ise yüzyıllardır Osmanlı himayesinde rahat rahat yaşam sürdüren Rumların bu davranışını bir ihanet olarak görmekle birlikte arkadaşu Niko’dan kopamamaktadır.Rumlarla olan arkadaşlığı kasabalı doğrulusunda fark edilir ve kasabalı Salih’i dışlar.Salih bundan sonra sıksık Niko ve O’nun çevresiyle dolaşır olmuştur.Artık Osmanlı ve Padişaha olan güvenci de sarsılmıştır.Kaybettiği kolunun hayatına etkisi büyük olmuştur.Kimsenin O’na hak ettiği saygıyı göstermediğine inanan Salih kendini namazdan niyazdan çekmiştir.Öte yandan halk işgallere tepkisiz kalmama kararı almıştır ancak bunun kimin önderliğinde uygulanacağı karmaşası vardır. Salih günler geçtikçe kendi kasabalısının tepkisini kazanmış ve bundan sonra istenilmeyen biri olmuştur.Bu sırada kasabaya İstanbullu Hoca isminde bir hoca gönderilir.İstanbul’dan gönderiliş hedefi kasabada padişaha ve Osmanlı’ya bağlılığı teşvik edici fikiri sağlamaktır.Hoca aslında de çok etkili bir insandır ve halkın büyük beğenisini ve takdirini kazanır.Vaazlarda cemaate Osmanlı padişah ve din lehinde düşüncelerini aktarmaktadır.Bu sırada memlekette Hoca’nın fikrine tam ters olmamakla birlikte , kurtuluş ümidi olabilecek bir teşkilat kurulmaktadır.Kuvayı Milliye adı verdiği bu teşkilat Anadolu’da işgalleri önlemek ve İstanbul ve padişah idareinin boyunduruğundan kurtulmak amacıyla kurulmuştur.Fakat Kuvayı Milliye’nin işi çok güçtür.Memlekette işgallere karşı ya da işgallerden yana bir çok teşkilat vardır. Kuvayı Milliye evvelce bu teşkilatleri kendi yönüne çekmeli ya da bertaraf etmelidir.Hocanın vaazları da Kuvayı Milliye ilkelerine ters düşmektedir.Hoca her fırsatta padişaha bağlılıktan bahsetmektedir , Kuvayı Milliye ise padişahtan kurtulmak ,yeni bir idare kurmak hedefinı gütmektedir.İşte bütün bu ihtilaflar bundan dolayı Kuvayı Milliye yandaşları ve Hoca arasında bir elektriklenme ve karşıtlaşma ortaya gelir.Hoca ise halka kendini çok sevdirmiştir zira her yönüyle iyi ve doğru bir insandır.Fakat Hoca da kendi içersinde bir yandan yaptığı işin aslında doğru olup olmadığının sorgulamasını , padişaha olan güvencinin doğruluğunun şüphesini yoklamaktadır.Kuvvacılarla Hoca arasındaki çatışma vakitle iyice açık şeklini alır ve vaazlarda karşı fikirler açıklanır.
Olaylar gelişirken Salih ise unutulmuşluk ve terkedilmişlikten bir kaçış olarak Kuvayı Milliye’ye katılmaya verir.O’nu bu kararı vermeye zorlayan diğer bir şey ise yakın arkadaşu Niko’nun da sonucunda Osmanlıya karşı harpta yer almasıdır.Salih bu ihanetin öcünün peşinden koşacak ve kurtuluş mücadelesinde büyük rol oynayacaktır.Kuvva bir türlü hizaya gelmeyen Hoca ile ilgili ölüm emri çıkartır.Hoca evliliği ve çocuğu ve en muhimi de halkın zorlamasıyla Akşehir’den kaçar ve çete reislerine sığınır.Kuvva ile arasında yaşanan kovalamacadan sağ kurtulur ve kendi başına yanına adam da alarak bir kasabaya sığınır.Kuvva ise Hocayı kaçırdığı amacıyla üzgündür ve Salih’i O’nu bulmakla vazifelendirir.Hoca ise şimdi hangi doğrultuda yer alabilmek lüzumtiğinin hesabını yapmaktadır.Kuvayı Milliye ise her geride bıraktığımız gün başarı kazanmakta ve güçlenmektedir.Salih Hoca’yı bulur ve O’nu padişah hizmetinden vazgeçerek Kuvva yararına çalışmaya ikna eder.Beraberce Çerkez Ethem’in kardeşi Tevfik Bey’in çetesine katılırlar .Çerkez Ethem ve kardeşleri milli mücadelede en büyük rollerden birini üstlenmiş ve lüzum düşman işgallerine lüzumse ayaklanmalara karşı başarılar sağlamışlardır.Fakat şimdi derli toplu ordu ve İsmet Paşa’nın emri altına girmek söz hususu olunca Çerkez Ethem ve kardeşleri karşıt bir tavır takınarak Kuvva’ya ve Ankara’ya karşı diğerldırı bayrağı açmıştır.Hoca ise bu yolun hatalı olduğuna inanır ve onları bu yoldan döndürmek amacıyla planlar kurar.Hoca’nın hedefi Çerkez Ethem ve kardeşlerini Kuvva’ya karşı cephe alabilmektan vazgeçirmek olmasa bile mümkün bir diğerldırı halinda güçlerini zayıflatmaktır.Bu sırada Hoca Salih’ i haber edinmek amacıyla Akşehir’e yollar.Akşehir’de ise Hoca öldü bilinmektedir.Oysa Hoca hayattadır ve yeni kimliği “Küçük Ağa” ile kuvva yararına çalışmaktadır.Hoca’nın Kuvva yararına çalıştığı haberi Salih doğrulusunda Akşehir’de yalnızca Kuvvacı olan birkaç şahsa duyrulur ve memnuniyet yaratır.Başta Kuvayı Milliye hareketine büyük hizmet vermiş Doktor olmak üzere Kuvvacılar Hoca’nın kendi saflarına katılışından büyük haz duyarlar. Hoca Ethem’in İsmet Paşa hizmetine girmemek amacıyla gerçekleştireceği en büyük hücum olan Kütahya hücumsında O’na bir oyun oynayarak başarısızlığını sağlar ve Kuvayı Milliye’ye en büyük hizmetini vermiş olur.Ethem ise Yunanlılara sığınacaktır.Hoca ise bütün bu ihtiras ve kuvveti elinde bulundurma tutkusuna kapılan insanlardan nefret etmektedir.Artık harp alanından diğer bir cephede de mücadele verilmektedir , şimdi iktidar çekişmeleri büyük tehdit oluşturmaktadır.Hoca bunu acıyla farkeder.Ankara ise Hoca’nın başarılarından haberdardır ve kendisini Ankara’ya çağrı eder.Daveti kabul eden Hoca Ankara’nın halini yakından görür ve cephede harpmanın , bu iktidar kavgasında hatalı düşünenlere ve hainlere verilebilecek muhabereden daha basit olduğunu düşünür.Fevzi Paşa Hoca’ya yakınlık gösterir.Hoca bütün bu kişiliklerin önemini daha iyi anlamaktadır.Memleket zafere doğru gitmektedir ve bu noktada Ankara ve Melis’e büyük iş düşmektedir.Bu sırada Küçük Ağa yani İstanbullu Hoca Ankara’da kendisini Akşehir’den tanıyan ve bir vakitler karşıt fikirleri yüzünden tartıştığı Kuvvacı Doktor ile buluşur.Doktor bu tür saygı gören birinin kendi saflarına katılışından duyduğu mutluluğu Hoca’ya söyler ve asıl kimliğini bilenin yalnızca kendisi olduğunu , kendisi dışındakilerin O’nu Küçük Ağa diye tanıdıklarını anlatır.Hoca ise bundan sonra özlediği eşi ve çocuğunun özlemiyle yanmaktadır.
Küçük Ağa, Fevzi Paşa ile birlikte Akşehir’e gelir ve burada da tanınmadığını ve Küçük Ağa olarak bilindiğini görür.Eşi ve Çocuğu ile ilgili bilgi alır ve çocuğunu bulur ancak eşinin hali kötüdür.Eşine yaklaştığını haber eder ancak kadın ölmek üzeredir ve oğlunu Hoca’ya emanet ettiğini söylemekle kalır ve günler sonra da ölür. Hoca daha sonra Ankara’ya döner ve mücadeleye devam eder.

Yazarın Hayatı

Tarık Buğra

2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir’de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir’de okudu. İstanbul Lisesi’nin yatılı evresinde okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üstüne kaydını Konya Lisesi’ne aldırdı ve liseyi burada bitirdi. (1936). Lise senelerinde Tarık Nazım müstear ismiyle öykü ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir vakit okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünün son katagorisinde ayrıldı. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi’nde muallim yardımcısı olarak işe başladı. Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada Oğlum(uz) isimli öyküsüyle bin liralık büyük mükafata layık gördüldüğü  ilan edildi. Ancak, Tarık Buğra’ya bu para yerine altın bir kalem mükafat olarak verildi. Aynı yarışmada Doğan Nadi’nin bölük komutanı birinci ilan edildi ve bu zatın öykücü olarak adına ikinci bir kez daha rastlanılamadı. Yine de bu mükafat sonucunda aldığı yoğun iş teklifleriyle basın hayatına atılma hususu ile ilgili cesareti çoğalan Tarık Buğra, Akşehir’e dönerek Nasrettin Hoca Gazetesi’ni çıkardı. Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi , Yol Dergisi  ve Tercüman gazetesinde sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, makale işleri müdürlüğü yaptı. Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul’da öldü.

 

Paylaşın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.