8 ay önce
8 ay önce

Oyunlarla Yaşayanlar Kitap Özeti

Oyunlarla Yaşayanlar 108 sayfadan meydana gelen bir tiyatro eseri.Acıklı bir güldürü , varoluş problemleri ile edilen mücadele, Türk aydının bunalımı,tutunmaya çalışmak, ve senelerce içte duran işe yaramamazlık duygusu ve korkular…
Coşkun Ermiş… Emekli bir tarih öğretmeni ve aynı vakitte oyunlar yazan biri.Ama kendisi öyle demiyor.
Coşkun sevdalı mıdır nedir çıkıyor Emel’in karşısına.
Emel:Ne arıyorsun burada?
Coşkun: Kaybolan gençliğimi arıyorum.
Birden senin bir sözün geldi aklıma ve aniden ölüm filan manasını kaybetti.Birden senin yanısıra olmak istedim.Yalnız bunu istedim.Ben de ölümcül bir hastalığa tutulsam dedim,bu hastalığa tutulduğumu bilsem dedim,bu ölümcül hastalık yüzünden her şey aniden önemini kaybetse dedim,korkularımdan bile kurtulsam dedim…ve bundan sonra her şer bana vız gelse dedim,derhal ona gitsem dedim…Seni seviyorum,başka ne yapabilirim?
Saffet var tabi bir de,tiyatro oyuncusu.Sonra oyunlara dahil edilmeyen gerçeğin temsilcisi Coşkun’un karısı Cemile var.Onun da diyeceklerini dinleyin:
” Oyun,oyun.Biraz da gerçek oyunlarla ilgilensen iyi olur.Mesela benim para kazanmak,evi geçindirmek amacıyla sahneye koyduğum şu dikiş dikme oyunlarımla, Ümit’in her katagorisi iki senede geçme oyununu düzeltsen biraz.” s.35
Ümit de Coşkun’la Cemile’nin oğulları.Adı Ümit ama hali annesine sorarsanız ümitsiz.
Ya tiyatro sahibi Servet’in dedikleri.Bakın burayı iyice okuyun,sesli okuyun.
Servet: …Herkes sanata karşı.Önce şiirden manası kaldırdılar,sonra müzikte melodiyi öldürdüler. Ya resim? Çizgi çizmesini bilmeyenler derhal ünlü oluyorlar.Sanatı öldürdüler

Oyunlarla Yaşayanlar Kitap Özeti

Erken emekli olmuş, 45-50 yaşlarında eski bir tarih öğretmeni olan Coşkun Ermiş adlı baş kahramanımız, fazlasıyla mutsuz olan yaşamını, sanatın ışıltısına ve göz alıcılığına yöneltmiştir. Esasında bunun amacıyla ilk olarak keman dersleri almaya karar vermiş olan Coşkun, daha sonra tiyatro oyuncusu olarak çalışmakta olan dostu Saffet’in de iknaları, takviyeleri ve yoğun çabaları ile tiyatro yazarlığı işine girişmiş ve bundan da büyük bir beğeni almaya başlamıştır. Napolyon piyesleri yazmak amacıyla çaba verirken, bir komşusu olan ve aynı vakitte da bir oyuncu olan Saffet, baş kahramanımız Coşkun’dan Vodvil türünde oyunlar ele almasını arzu etmektedir. Bir tiyatro patronu olan Servet ise Coşkun’dan, Antik Yunan devresi oyunlar sipariş etmeye başlamıştır. Ancak baş kahramanımız Coşkun Bey’in evinde bunlardan çok daha diğer bir oyun sahne alabilmektedir aslında. Evin her bir delegesi de birer karakterdir…

Gittikçe yaşlanmış ve bunamış kayınvalidesi Saadet Nine kendine ziyarete gelmesini beklediği Cemil Paşa’yı, kurduğu hayallerin ortamında hala durmadan beklemeye devam etmektedir. Onu bir gün gelip buradan kaçıracağına dair inancı hiç sönmemiştir. Hatta Coşkun ve oğlu Ümit vakit vakit Cemil Paşa gibi giyinir ve ona ufak mucizeler yaratmaya çalışırlar. Coşkun’un oğlu Ümit, okuldan fazlasıyla sıkılmış, derslerden ve ödevlerden bıkmış bir şekilde hiç durmadan sulu oyunlar ve taklitler yaparak günlerini geçirmektedir. Karısı Cemile de oyunun en başında beri çalışan, evin bütün yükünü dikiş dikerek kazandığı paralar ile sırtlamış ve karşımıza çıkan tek gerçekçi şahısdir, aynı şekilde kocasının da bundan sonra daha gerçekçi bir iş bulmasını arzu etmektedir. Ancak o da vakit geçtikçe kendine engel olamayacak ve gerçeğin dışına çıkarak hayalden bir grup oyunlar kurmaya başlayacaktır. Coşkun ise esasen kendisini tamamiyle tiyatro aleminin sularına kaptırmış bir şekilde, yazdığı oyunları resmen yaşayarak yaşamını sürdürmektedir. Öyle ki yaşam nerede başlıyor ve bitiyor; oyun nerede başlıyor ve bitiyor bundan sonra karıştırmaya başlamıştır.

İlerleyen süreçte Coşkun, Saffet’in tiyatrocu bir dostu olan Emel ile görüşmeye başlamıştır. Ancak Cemile bu durumdan hiçbir şekilde hoşnut değildir, hem onun bu tiyatro işini bırakmasını ve değişik bir iş ile meşgul olmasını arzu etmektedir hem de sorumluluklarını bilip, onun bu hayal aleminden bir şekilde sıyrılmasını. Kendisi de bir şirkette iş bulmuştur fakat tam da bu sırada Coşkun’un Emel ile sık bir şekilde görüşmesi yüzünden, birtakım aşk dedikoduları meydana çıkmıştır. Cemile ve Coşkun bunun ile ilgili münakaşa yaşam sürdürdükleri bir sırada, Saadet Nine aniden yere düşer ve vefat eder. Bu vakanın yaşandığı akşam ise eve icra memurları da gelmiştir. Coşkun ise bütün bu olanlara dayanamaz ve evi terk ederek Emel’in yanına gider. Tüm yaşananları, ona yaşamın ve oyunun nerede başlayıp bittiğini bundan sonra ayırt edemediğini, bu yaşamdan bunaldığını ona söyler, onu anlayan tek şahıs ise Emel’dir ve buna çok sevinir; o gece temasa girerler. Coşkun ise eşyalarını toplar ve evi terk ederek Emel’in yanına yerleşir. Ancak gerektiğince hastadır. Saffet’in oyununun oynandığı bir gün tiyatroya gitmiştir ve söylediği şey bütün tiyatrocular gibi yaşamına sahnede veda etmek istediği olur. Nitekim Coşkun, kuliste fenalaşır ve yaşama gözlerini yumar.

Kendisi ile bir yüzleşme, kendisini bir sorgulama odası olmuştur bundan sonra Coşkun’un oynamış bulunduğu oyun. Yıllar boyu oynamak istemediği bunu reddettiği ‘’sorumlu bir baba ve sorumlu, anlayışlı eş’’ gibi toplumun ona dayatmış bulunduğu rolleri bundan sonra bir şekilde geride bırakmaya çalışarak kendisi ile uzlaşmayı başardığı, kendi rollerini ele almayı, onları oynamayı, yani kendini yaşamayı ve bununla ölmeyi göze almıştır Coşkun.

Birbirinden detaylı kültürlü, yaşamını sürdürmeye devam etmek ve sanat üretmek, düşündüğünü söylemek amacıyla çabalamak ve ortamın bireyin isteklerini karşılamaması arasında sıkışıp kalmış emekli bir tarih öğretmeni olan Coşkun’un ve ailesinin ekseninde dönüp duran oyunlarla yaşamakta olan bütün bu insanlar… Bir taraftan hamasi bir tarih, bir taraftan da güncel olaylar, güncel gerçekler; bir taraftan sanat, diğer bir taraftan da geçim sorunu ile süren, insanları tam manasıyla makineye çeviren, onlara diğer talih bırakmayan bir yaşam…

Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar adlı bu başarılı oyununda, bir evin günlük yaşantıları, sorumlulukların ya da sorumsuzlukların meydana çıkardığı durumlar, bir grup iç hesaplaşmaları, neşesiz, fazlasıyla mutsuz, tamamiyle heyecanı kaçmış evlilikleri, çalışmak ve para kazanmak derdinde olan insanların yaşamlarının gerektiğince büyük bölümünün sadece ve sadece ‘para’ amacıyla harcanıyor ve bitiyor olması ve bunun kuşkusuz ki bir natural getirisi olarak meydana çıkan mutsuzluklar, iletişimsizlikler ve kopmalar; fazlasıyla kesintisiz ve içten bir şekilde belirtiliyor bu oyunda.

Oğuz Atay Kimdir ?

Oğuz Atay, 12 Ekim 1934 senesinde Kastamonu’da doğmuştur. 1951 senesinde Ankara Maarif Koleji’nden mezun olmuş olan Oğuz Atay, mezuniyetinin sonrasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde İnşaat Fakültesi Bölümü’ne başlar. İTÜ’den de 1957 senesinde mezun olmuş olan Atay, üç senenin sonrasında İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde öğretim delegesi olarak işe başlamıştır. 1971-72 yıllarında, yazmış bulunduğu büyük eseri Tutunamayanlar yayınlanır ve sonra TRT Roman Ödülü’nü kazanır Atay. Bu Romanı ile Türk edebiyatının da en mühim yazarlarından bir tanesi durumuna gelmeyi başarır. İlerleyen süreçlerde Roman, hikaye ve oyun yazılarına da devam etmiş olan Atay, beyninde oluşmuş bir tümör nedeni ile 13 Aralık 1977’de yaşama gözlerini yumar.

Paylaşın