4 ay önce
4 ay önce

Huzursuzluk Kitap Özeti

Huzursuzluk kitabında Zülfü Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeği ile buluşturmakta. Mardinli Hüseyin ile Işid zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve zulümden kaçanların hikayesine yer vermiş  eserinde

İbrahim Istanbul’da gazetenin ikinci katında, her sabah bulunduğu gibi toplantıdadır. Baş Komiser diye takıldıkları arkadaşları üçüncü sayfa haberlerinden bahsederken; Mardin’li Hüseyin Yılmaz diye birinin Amerika’da ölümünden bahseder. Bu Hüseyin; İbrahim’in çocukluk dostudur. Sessiz sakin, kendi durumunda bir çocuğun başına bu olayların nasıl yaklaştığını bilemez. Hüseyin’in ölümü amacıyla Mardin’e gider. İbrahim Mardin’de Hüseyin’in ölümünü merak ettiği amacıyla çoğu kişiyle konuşur. Öncelik ile annesi ve kız kardeşi ile konuşan İbrahim; kızın göçmen kampından bulunduğunu ve hiç fotoğrafı olmadığını öğrenir. Ertesi gün Amerika’dan cenazesi getirilen Hüseyin toprağa verilir. İbrahim derin düşüncelere dalar: Annesi, babası, babaannesi burada yatıyordur. Arkadaşları burayı bırakmamışken, kendisi gitmiştir. Cenazede bir diğer çocukluk dostu Mehmet’i görür ve yanına yaklaşır. Cenazeden sonra bir yerde oturup biraz sohbet ederler. Birkaç şeyi de ondan öğrenir. Hüseyin Mardin’e açılan üniversitede sıhhat bilimleri okumuştur. Herkese yardım etmeyi çok seven Hüseyin göçmen kampına gider. Merhametten maraz doğar sözü tam onun amacıyladir. Bir gün yezidi kampına giden Hüseyin orada Meleknaz’ı görür. Nasıl aşık olduysa nişanlısı Safiye’yi bırakıp Meleknaz’ı ve kör bebeğini evlerine getirir. Başta annesi ve kardeşi karşı çıksa da Hüseyin’in ciddi oluşundan ötürü sessiz kalırlar. Meleknaz hiç konuşmuyormuş. Annesi ve kardeşi Kürtçe, Arapça bilmediğini düşünüp üzerine gitmezler. Bir gün etraftan duyanlar evlerine gelir. Onlara ikram hazırlarken mutfakta Meleknaz da yardım ediyormuş. Kız kardeşinin elindeki marulun görünce, bebeğini bile unutup koşarak evden kaçmış. Bunu gören komşular kızın Yezidili bulunduğunu idrak etmiş ve Hüseyin’e büyü yaptığını düşünmüşler. Sonra evin her yerine marul koymuşlar. Mehmet babasının daha bilgi sahibi bulunduğunu söyleyince ondan öğrenir Yezidileri: Esasında Yezidi değil Ezidi’dir. Altı bin yıllik dinleri bütün dinlerden evvelce gelir; üç kez güneşe dönerek dua ederler. Mardin’de Süryani manastırının altında güneş tapınağı vardır. Ezidi inancına göre Allah ve yedi melek vardır. Başmelek Melek Tavus’tur. Başmelek, Allah insanı yaratıp da ona secde etmesini isteyince bunu reddetmiş ve cennetten kovulmuştur. Cennetten kovulduğu amacıyla ona şeytan der; ona inananlara da şeytana tapıyor derlermiş. Oysa ki Melek Tavus; cennetten kovulduktan sonra yaptıklarına pişman olup, yedi bin yıl gözyaşı dökerek ateşleri söndürmüş, denizleri doldurmuştur. Sonra Allah affedip tekrar Başmelek yapar. Melek Tavus hem iyi hem kötüdür. Ezidilerin inancı böyledir. Şeytana taptıkları düşünüldüğü amacıyla çok zulüm görmüşlerdir. Mehmet’in babası Hüseyin’i çok uyarmıştır. Işidçi Mardin de fazladır ve seni yaşatmazlar der ama Hüseyin dinlemez. Nasıl bir kara sevdaya düşmüştü ki dini bir bütün olan Hüseyin’in bu çılgınlıkları yapmasına sebep olur. Kız marulu görüp kaçtıktan sonra Hüseyin her yerde onu arar. Aradığını duyan Işid destekçileri yolunu keser ve tehdit eder: aramaktan vazgeçmesini yoksa öldüreceklerini esasen kızı kendilerinin de aradığını bulunca öldüreceklerini söylerler. Hüseyin tekrar de arar ve kızı güneş tapınağında bulur. İbrahim bunun üzerine güneş tapınağına gider. Orada Meleknaz’dan izler arar ve aradığını bulur: Meleknaz’a ait bulunduğunu düşündüğü, köşesinde tavuskuşu işlenmiş bir mendil… İbrahim Hüseyin’den çok Meleknaz’ın hayatını merak etmektedir. Nasıl bir kız; asi mi? zeki mi ?

İbrahim’e gazeteden iş gelir. Ne kadar tesadüftür ki o bir Meleği arar iken bir diğer melek Mardin’e geliyordur. Angelina Jolie iyilik elçisi olarak Mardin’de kampları gezecektir. Ertesi gün kampları gezerken birkaç görüntü alıp gazeteye yollarlar. Angelina Jolie gittikten sonra İbrahim bir vakit daha orada kalır ve Meleknaz’ı arar. Şeyh Seyda oranın bilgini onlara yardım eder ve Zilan’ ı bulurlar. O Melek Naz’la arkadaştır. Zilan başlarından geçenleri anlatır. Köylerini Işid basmış; erkeklerini öldürüp kızlarını, kadınlarını tutsak alır. Zilan, kız kardeşi Nergis, Meleknaz tutsak düşmüş, satılmış, tecavüze uğramışlar. Her adam bir paket sigara karşılığı onları diğersına satar. Ta ki topladıkları yere dönene kadar… Orada kullanılmışlar yönüne koyar. Bir adam gelir ve piyasalık neticesi üçünü de alır. Bir vakit sonra onlara yiyecek, su ile Şengal dağının eteklerinde bırakır. Meğer o da Ezidiliymiş ve kızları alarak serbest bırakıyormuş. Dağdan geçmek hiçte basit değildir. Meleknaz doğum yapar; bir kızı olur. Birçok ölüm görürler. En kötüsü Zilan’ın kardeşi Nergis’in ölümü… bir sabah Zilan uyandığında Nergis’i bulamaz. Uçurumun kenarına gidince uçurumdan atladığını görür ve yanına iner. Nergis’in son sözü: ‘ Ben bir insandım abla. ‘ olur. Meleknaz bebeği istemez ama ölmesine de gönlü razı gelmez ve bebeği emzirir. Aç susuz yollarına devam ederler ama dayanacak güçleri kalmamıştır. Meleknaz’ın sütünden ikisi de içer. Böylece dağı inmeyi başarırlar. Oradan da Türkiye kamplara gelirler. İbrahim son alanı da öğrenir: Hüseyin Meleknaz’ı bulduktan sonra onu ve bebeği İstanbul’a yollar. Kendisi de işlerini halletmeye çalışır. Fakat işler ters gider ve Işidçiler onu vurur. Kendini yere atan Hüseyin kurtulur ve abisinin ikna etmesiyle Amerika’ya gider. Orada da Hüseyin yönünden işler iyi gitmez. Müslüman karşıtları doğrulusunda bıçaklanan Hüseyin orada ölür. Hüseyin’in Mardin’de başlayan ölümü Amerika’da son bulur. İbrahim bundan sonra İstanbul’a döner. Döndükten sonra sıksık Meleknaz’ı düşünür. Bir dostunın sayesinde bebek Nergis’i bulur. Oradaki hemşireye Nergis’e ulaştırması amacıyla mektup bırakır. Aradan sekiz gün geçer ve beklenilen yanıt gelir: ” Aksaray’da akın pastanesi, piyasa günü saat üç…” İbrahim neticesinda Meleknaz’a ulaşmıştır.

 

İnternetten derlemedir.

Paylaşın